Başlık size birbiriyle alakasız üç sözcük gibi gelebilir . Haklısınız tabii , billinen ''Oscar'' , bir ''Simge'' olacaksa eğer , ödülleri çağrıştırmalı değil mi , yeni yılı değil ... Emin olun ki , ben de, bu sizin bilindik çağrışım sisteminizi bozmak istemiyorum . Samsun' a klasik bir tat vermiş , şehire imza atmış bir restorandan söz ediyorum , OSKAR RESTORAN dan ... Kim Arzu etmezdi ki , hala kapılarını tat uzmanlarına açık tutuyor olmasını ... Öyle ya , gündüzleri anne tadında geleneksel Türk Mutfağıyla karşısında olacaksın , karnını doyuıracak , çayını içirecek , sıcak sohbetlerle sarıp sarmalayacaksın gelenleri sana , akşam olup , gün kendini karanlığa verince de , dost meclislerini ağırlayacaksın kendi vakar duruşunla , kolay mı ?
Şartlar geldi , şartlar gitti , gün geldi yoruldu Oskar da ... Siz deyin yoruldu , o desin bıktı , bir başkası desin yerini yenilere bırakma olgunluğunu gösterdi Mert mi Mert bir tavırla . Kapadı işte kapısını , içinde yüzlerce anısıyla ...
Hiç kimsenin tek bir anısı yoktur Oskar ' la ilgili... Ama klasikleşen bir yanı daha vardı bir grup için . Yeni yıla orada girerlerdi onlar . Biz yeni yılı orada bir aile sıcaklığında karşılardık. Arzu' nun tasarım tadındaki süslemeleri karşılardı herkesi . Sonra yine aynı tatta hazırlanmış , kendi elleriyle yaptığı sürprizli kurabiye ve pastaları olurdu mutlaka . İlk başta göremesek bile , ilerleyen saatlerde görebileceğimize emindik onları . Yemekler hiç umurumuzda değildi zaten , ne yiyeceksek harika şeyler olduğunu biliyorduk ki :) Bir de bol kepçe tabii :) Hindi nefis , iç pilav harika , e daha ne olsun , benim kadar çok yiyenler de mutlu , kocaman tabak dolusu servis , missss gibi ... Küçük çocukları olanlar da rahattı ayrıca, miniklere de üst katta masalar kurulmuş , oyuncakları masalarına serpiştirilmiş olurdu . Hem uykuları gelince uyuyabilecekleri masalsı divanlar olurdu yanıbaşlarında . Anneler rahat etsindi ...
Feridun abimizin klasikleşen Oskar Tombalası hiç atlanmazdı . Sallar durur , çeker durur , gür sesiyle bizim cılız seslerimizi bastırır ve ' Birinci Çinkocu' yu yanına alıverirdi çabucak . Müziğimizi de kendimiz yapardık , halayımızı da ... Tıka basa doldurduğumuz için her yeri , bize oynayacak çok yer de kalmazdı gerçi ama heyhat kimin umurundaydı ki bu . Açmazdık kollarımızı pek sağa sola oynarken ama kalbimizi birbirimize zaten açmıştık , bir aile tadında yakındık hepimiz kendimize ...
O yüzden koyamadık yerine başka bir yeri . Evde gibi geçirilen , girilen bir yılbaşı gecesinin en yakın alternatifi EV dir . Sıcacık bir ev , hep tüten bir ocak , içinde huzur ve gülen yüzler diliyorum herkese ... Mutlu Yıllar ...
matmazel yeni keşfettim yazılarını ve etkilendim.
YanıtlaSilsüpersin....
teşekkürler....
ey gidi ey....oskar....
demek ki yaşadığımız güzellikler ,yanımıza kar kaldı....
bi şey varken kıymetini bilmek lazım, kaybedince değerini anlıyoruz ama nafile.....