Uzun zamandır kayda değer bir şey yazamadığımdan olsa gerek, bu yazı zor bir yazı. Hani ara vermek gibi, hani anlatamamak gibi, ya da ne bileyim aklıma uğrayıp uğrayıp geçen fikirlerin, dilimden dökülememesi gibi...
Elinde avucunda tuttuğun her ne değer varsa, gözlerinin içine baka baka kaçırmak gibi, belki de kaçırmak değil, uçurmak gibi aslında. Hayata bir yerinden yeniden başlamak gibi, bir taze nefes, bir temiz oksijen gibi...Neyse adı.
Dilsiz dillerin anlaşabileceğine, söylenmemiş sözlerin duyulabileceğine, gözlerin, sadece görünenleri değil, görünmeyenleri de görebileceğine inanmalısınız ki kimden söz ettiğimi anlayabilesiniz. Değer' den söz ediyorum evet. İsmiyle müsemma Değer. Doğduğunda bu isim verildiğinden mi, yoksa sahiden değerli olduğu daha doğmadan anlaşıldığından mı verildi adı bilinmez, anlatmaya çalışmayacağım da.
Hani bilinir ya, kızılderililer yeni doğan bebeklere isim vermezlermiş, çocuk büyüdükçe huyu, suyu, halleri hareketleriyle bir ismi kendiliğinden alırmış, onun gibi işte. O kızılderili kabilesinde ben yaşasaydım diye hayal ettim bir an, ne isimler verilebilirdi acaba?
Gülmeyin sakın, bazıları yakın tanıklık ettiğim durumlar dolayısıyla verdiğim isimler: ))
Durduğuyerdeişbitirenkız
Hayretbuyavaşlıktanasılbuişleriyapabilirkız
Birsöylemedenöncebindüşünürkız
İçiyumuşakdışısertkız
Düşerkalkarüstünüsilkeleryineyoladevamederkız
Herbirşeyibilirvedehakkıylayaparkız
....
Ve daha nice isimler böyle. Bana kalsın onlar da. Değerlerini kaybetmesinler saklayayım da...
Yazmak iyi geldi bana sanki, kötüydüm son zamanlarda gidişiyle. Biliyorum ki bir 19 Mayıs şehrinden, bir deniz şehrinden, taşındığı şehirde, ülkesinin kalbine gittiği yerde, o kalbin nabız atışlarına canlılık getirecek değerde birisi O; Değer Çetinkaya. Değerlimiz, benim de en değerlim, canım arkadaşım. Yolun açık olsun, gittiğin her yer sana huzur, mutluluk, aydınlık günler getirsin diliyorum. Ve bunu çok istiyorum.
Ya bir göz dolusu ağlayacak ya da bir ağız dolusu haykıracaktım, ben yazmayı seçtim.
Sana...
Değer...
Sana değer...
http://www.youtube.com/watch?v=-ftxaGYsl1o
FulYakası
31 Mayıs 2013 Cuma
12 Mart 2012 Pazartesi
Düşenin Dostu Çoksa ...
Uçtum işte , kanatsız uçtum … Hem de en olmayacak yerde , dar alanda mutfakta . Geniş çayırlık , düzlük , yamaç gibi daha güzel bir yerde deneseydim görürdünüz siz , başarırdım ki … Alan dar diye çakıldım yere hem , ondan oldu bu , gerçi bir daha denemeyi düşünmüyorum , Hezarfen kadar inatçı değilim bu konuda . Sevmedim hem , ne uçmasıymış , yaz gelsin dalıcam ben ...
Bundan alınacak dersler vardır diye de yazmak istedim . Mutfakta yere su dökülmüşse ve eğer siz bunu bir kağıt havlu ile ayağınızla üstün körü silmişseniz , kâğıt havlu hemen kaldırıla atıla , orada bırakılmaya ! Neymiş , birazdan daha iyi silermişim , sildim mi , hayır ! Üstüne üstlük unuttum o ıslak kâğıt havlunun varlığını orada … Bir koşu televizyonun sesini açayım da dinlerken yapayım işimi diye de aniden aldığım bir kararla koşu hızında ilk adımımı atmamla oldu olan zaten . Detay anlatmak gereksiz ama duyduğum büyük bir tüp patlaması idi sanki , beynimde patlama , yanağımda çatırtı …
‘’ Kalk ! ‘’ dedi ses bana , ‘’ Kalk ve yüzüne su çarp !’’ Kendime ilk yardımı kendim yaptım işte , bu çok önemli , sonra Kemal ‘ e ulaştım , yetmedi Değer ‘ i aradım , enerjim kalsa bütün telefon rehberimi sırayla arayacaktım , koşun kurtarın beni diye … Kemal anında yanımdaydı . Gerekli telefon konuşmalarından sonra bizi Atasam Acil ‘ de bekleyen bir ekip de karşımızdaydı . Yaşasın , yaşıyordum işte . Hayal meyal ilk dakikalar ama , sesler hep tanıdıktı , hatta benimle değil de sohbet nedeniyle birbirleriyle ilgililer gibi geldi bir ara , içim fesat … Naz yapmamı gerektirecek bir şey yoktu , çünkü herkes seferber olmuş benimle ilgileniyordu zaten , naz da zaten bu değil miydi ? Bakmıyorlarsa baktıracaksın kendine , nazla mazla ... Kırık dedi sevgili doktorum … Elmacık kemiğinde hem de . Buraya kadarmış , güzellik müzellik geçici derlerdi de inanmazdım … Aman olsun , kalbi güzel bir kızdır derler bundan sonra da , napalım .
Ameliyattan çıktığımda tüm ailemi , sizleri kalabalık bir grup olarak karşımda gördüğümü hayal meyal hatırlamam lazım değil mi , ne de olsa 2 saat olmuş ayılalı ve odama geleli … O kadar net ki her şey , bakışlarınız , sözleriniz , dokunuşlarınız hep sıcaklık yayıyordu hastane odama ve yatağıma … Güzel bakışlarınız , sözleriniz hala içimde , güzel gülleriniz çiçekleriniz , hasta hediyeleriniz evimde yanıbaşımda , telefondaki sesleriniz kulağımda …
Belki de bu yüzden , ertesi sabah gece hemşiresi , sabah nöbeti devredeceği yeni hemşireye şu sözlerle verdi beni;
- Hasta , kendini hasta sanmıyor .
- Hasta kendini kampa gelmiş biri gibi görüyor.
- Hastanın hiçbir şikayeti yok .
- Ağrısız , sorunsuz bir gece geçirdi .
- Muhtemelen taburcu olacak …
Evime döndüm , ailemin kanatları altında . Kemal huzurlu , kızım yanımda , ablam , annem başucumdalar sürekli … Sizler de , kah bir telefon ardında , kah evimizdeki kanapede , sürekli yanımdaydınız , çok teşekkür ederim , teşekkür ederim . Aile kavramının hakkını veren en büyük ailem , büyük Rotary ailem … Bu yazımı sizlere yolluyorum , dikkatli olun hepiniz diye , biz Ergun abla ile denedik , uçmak hiç güzel bir şey değilmiş anladık , sakın denemeyin diye … O ‘ na da büyük geçmiş olsun diyerek hepinize sevgilerimi yolluyorum …
23 Ocak 2012 Pazartesi
Farkındalık
Bir Farkındalık Seminerine katıldım geçen hafta . Ayaklarım geri geri gitti , yok dedim , direndim önce . Daha önce benzer toplantılara katıldığımdan sanırım , tekrarlamanın bir fayda sağlamayacağını mı düşündüm nedir . Yanlışmış . Her deneyim kendi içinde başka bir yanını gösteriyor hayatın. Söz verdik hocamıza ve de birbirimize , orada olanlar , söylediklerimiz ve yaptıklarımız orada kalacaktı . Ama ortalama durumlardan söz edebilirim yine de . Hem ben söz verirken sağ ayağımı kaldırmıştım havaya :)
Başlarda bizden kaba davranmamızı istedi rol gereği ;
Iııh , kabalaşamadık .
Isyan etmemizi istedi ;
Edemedik .
Ne istediyse zorlandık , iyi değildik yani . Bir arkadaşımız iş çıkışı gelmişti ve kahkahalarla iki dakika boyunca gülmesini istedi hocamız , hem o hem biz, sinirler boşalır ya hani o derece güldük . Hepimiz hayretler içindeydik . Bunu ben şahsen , başımıza ne gelecek , nelerle karşılaşacağız gerginliğinde olmamıza bağladım . Hani , gerçekten üzgün olduğunuz bir cenaze evinde , basit bir durum karşısında gülme krizine girersiniz ya ...
Çocukluklarımızı paylaştık , iz bırakan durumları izledik hayatımızda sanki ve ilginç olan da bunu sadece biz anlıyorduk , diğerleri değil , durup dururken anlattığımıza göre ... İlginç bir durum da şuydu ;
Eğitmenimiz kalabalık bir ortama götürdü bizi ve rastgele bir kişiyi seçip kırk dakika boyunca izlememizi istedi . Grup olarak dağıldık ödevimizi yapmak üzere . Ben , ahh ben , dedim kendi kendime '' Kızım git , gruptan bir arkadaşı izle ve birini izleme çabalarını seyret ve gel derste bunu anlat '' Yapmadım tabii kovdum şeytanı . Kendime bir kişi buldum ve izledim . Öyle bir izliyorsunuz ki kişiyi , sanıyorsunuz hoca derste soracak nasıl birisiydi diye , hiç bir detayı kaçırmıyorsunuz . Hey hat , işimiz bitip döndük sınıfa ki ne görelim , hocamızın amacı bizi ters köşeye yatırmakmış . İzlediğimiz kişiyi anlatacaktık ya hani , ııh , o bizi anlattı sınıftakilere . Güzel bir deneyimdi.
Belki hepimiz biliyorduk bunu , ama birlikte anladık yine de ;
Bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsan , bir sürü engel , bir çok korku , endişe, ne varsa seni durduran ...
Başarabilirsin , başarabilirsin , başarabilirsin . Evet , BAŞARABİLİRSİN !
Başlarda bizden kaba davranmamızı istedi rol gereği ;
Iııh , kabalaşamadık .
Isyan etmemizi istedi ;
Edemedik .
Ne istediyse zorlandık , iyi değildik yani . Bir arkadaşımız iş çıkışı gelmişti ve kahkahalarla iki dakika boyunca gülmesini istedi hocamız , hem o hem biz, sinirler boşalır ya hani o derece güldük . Hepimiz hayretler içindeydik . Bunu ben şahsen , başımıza ne gelecek , nelerle karşılaşacağız gerginliğinde olmamıza bağladım . Hani , gerçekten üzgün olduğunuz bir cenaze evinde , basit bir durum karşısında gülme krizine girersiniz ya ...
Çocukluklarımızı paylaştık , iz bırakan durumları izledik hayatımızda sanki ve ilginç olan da bunu sadece biz anlıyorduk , diğerleri değil , durup dururken anlattığımıza göre ... İlginç bir durum da şuydu ;
Eğitmenimiz kalabalık bir ortama götürdü bizi ve rastgele bir kişiyi seçip kırk dakika boyunca izlememizi istedi . Grup olarak dağıldık ödevimizi yapmak üzere . Ben , ahh ben , dedim kendi kendime '' Kızım git , gruptan bir arkadaşı izle ve birini izleme çabalarını seyret ve gel derste bunu anlat '' Yapmadım tabii kovdum şeytanı . Kendime bir kişi buldum ve izledim . Öyle bir izliyorsunuz ki kişiyi , sanıyorsunuz hoca derste soracak nasıl birisiydi diye , hiç bir detayı kaçırmıyorsunuz . Hey hat , işimiz bitip döndük sınıfa ki ne görelim , hocamızın amacı bizi ters köşeye yatırmakmış . İzlediğimiz kişiyi anlatacaktık ya hani , ııh , o bizi anlattı sınıftakilere . Güzel bir deneyimdi.
Belki hepimiz biliyorduk bunu , ama birlikte anladık yine de ;
Bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsan , bir sürü engel , bir çok korku , endişe, ne varsa seni durduran ...
Başarabilirsin , başarabilirsin , başarabilirsin . Evet , BAŞARABİLİRSİN !
10 Ocak 2012 Salı
Bir Garip Aşk Hikayesi
Buji adı . Bizim kedimiz o . Bir yıl oldu arabamıza gireli ... Ve de evimize tabii ki . Ismini
Buji koyduk , gelişiyle öykülendirip . Hayatımıza kattığı anlamları saymakla bitiremeyeceğim , sadece kedisi olanlar anlar bunu . Minnacık bir şeydi geldiğinde bize , hani el kadar denir ya , 5 haftalık dedi veteriner. Böyle geldi bize işte ...
Bir gün asi , bir gün mıyy maww nazlı halleri , biraz özgür , biraz başına buyruk ve son derece yakışıklı . Yazlıkta arkadaşlarını bahçeye getirip mama koydurdu bize onlara , ve asla onlara koyulan mamayı yemedi . Karınları doyduktan sonra gittiler oynamaya yine . Orada çok mutluydu çünkü kedidaşları çoktu bizim Bujinin . Dönünce biraz bocaladı kapalı evde ama alıştı yine de huzurlu dünyasına .
Derken günlerden bir gün değişik sesler çıkarıyor baktım . Koştum mutfağa yanına , arka ayakları üzerinde çıldırıyor camdan dışarı atlayacak neredeyse ... Karga . Karşı apartmanın tepesine tünemiş , yandan tek gözüyle bizimkini çıldırtıyor . Bir gün değil iki gün değil bu her sabah rutine dönüştü. Saat 10 dedin mi geliyor kargası Buji ' min :))) Karla koydum adını , aşık oldular besbelli . Siz gülün gülün , inanmayın bana cidden öyleler . Günler geçtikçe ikiye çıktı buluşma saatleri , bir de ögleden sonra 4 eklendi randevu zamanlarına . Bizimki ona mırlar , o buna gaklar , ne olacak bu işin sonu bilemiyorum.
E aşk adı işte , inanmıyorsunuz ama . Aşk nedir ki zaten . Bence en güzel tanımını Aşık Veysel vermiş aşkın. Sormuşlar ustaya ;
'' Ey aşık , en iyi sen bilirsin bunu , söyle bize aşk nedir ? ''
'' Seversin , gavuşamazsın , adı aşk olu '' demiş usta .
E bu da böyle bir şey işte . Ha leyla , ha Karla ...
Bakışma saatleri geldi işte ;
Buji - Geldimi acaba ?
Yaşasınnn işte Karla , lalalaaaa :)
İşte böyle bir aşk hikayesi bu da . Ne , ne , ne ? E olamaz mı yani ? :)
Buji - Ne anne ya ne var , bi rahat bırak beni aaaaa ! FulYakası - Oğlum , yok bişey tamam tamam çıktım mutfaktan ben :))))
30 Aralık 2011 Cuma
OSKAR , SIMGE , YENI YIL ...
Başlık size birbiriyle alakasız üç sözcük gibi gelebilir . Haklısınız tabii , billinen ''Oscar'' , bir ''Simge'' olacaksa eğer , ödülleri çağrıştırmalı değil mi , yeni yılı değil ... Emin olun ki , ben de, bu sizin bilindik çağrışım sisteminizi bozmak istemiyorum . Samsun' a klasik bir tat vermiş , şehire imza atmış bir restorandan söz ediyorum , OSKAR RESTORAN dan ... Kim Arzu etmezdi ki , hala kapılarını tat uzmanlarına açık tutuyor olmasını ... Öyle ya , gündüzleri anne tadında geleneksel Türk Mutfağıyla karşısında olacaksın , karnını doyuıracak , çayını içirecek , sıcak sohbetlerle sarıp sarmalayacaksın gelenleri sana , akşam olup , gün kendini karanlığa verince de , dost meclislerini ağırlayacaksın kendi vakar duruşunla , kolay mı ?
Şartlar geldi , şartlar gitti , gün geldi yoruldu Oskar da ... Siz deyin yoruldu , o desin bıktı , bir başkası desin yerini yenilere bırakma olgunluğunu gösterdi Mert mi Mert bir tavırla . Kapadı işte kapısını , içinde yüzlerce anısıyla ...
Hiç kimsenin tek bir anısı yoktur Oskar ' la ilgili... Ama klasikleşen bir yanı daha vardı bir grup için . Yeni yıla orada girerlerdi onlar . Biz yeni yılı orada bir aile sıcaklığında karşılardık. Arzu' nun tasarım tadındaki süslemeleri karşılardı herkesi . Sonra yine aynı tatta hazırlanmış , kendi elleriyle yaptığı sürprizli kurabiye ve pastaları olurdu mutlaka . İlk başta göremesek bile , ilerleyen saatlerde görebileceğimize emindik onları . Yemekler hiç umurumuzda değildi zaten , ne yiyeceksek harika şeyler olduğunu biliyorduk ki :) Bir de bol kepçe tabii :) Hindi nefis , iç pilav harika , e daha ne olsun , benim kadar çok yiyenler de mutlu , kocaman tabak dolusu servis , missss gibi ... Küçük çocukları olanlar da rahattı ayrıca, miniklere de üst katta masalar kurulmuş , oyuncakları masalarına serpiştirilmiş olurdu . Hem uykuları gelince uyuyabilecekleri masalsı divanlar olurdu yanıbaşlarında . Anneler rahat etsindi ...
Feridun abimizin klasikleşen Oskar Tombalası hiç atlanmazdı . Sallar durur , çeker durur , gür sesiyle bizim cılız seslerimizi bastırır ve ' Birinci Çinkocu' yu yanına alıverirdi çabucak . Müziğimizi de kendimiz yapardık , halayımızı da ... Tıka basa doldurduğumuz için her yeri , bize oynayacak çok yer de kalmazdı gerçi ama heyhat kimin umurundaydı ki bu . Açmazdık kollarımızı pek sağa sola oynarken ama kalbimizi birbirimize zaten açmıştık , bir aile tadında yakındık hepimiz kendimize ...
O yüzden koyamadık yerine başka bir yeri . Evde gibi geçirilen , girilen bir yılbaşı gecesinin en yakın alternatifi EV dir . Sıcacık bir ev , hep tüten bir ocak , içinde huzur ve gülen yüzler diliyorum herkese ... Mutlu Yıllar ...
Şartlar geldi , şartlar gitti , gün geldi yoruldu Oskar da ... Siz deyin yoruldu , o desin bıktı , bir başkası desin yerini yenilere bırakma olgunluğunu gösterdi Mert mi Mert bir tavırla . Kapadı işte kapısını , içinde yüzlerce anısıyla ...
Hiç kimsenin tek bir anısı yoktur Oskar ' la ilgili... Ama klasikleşen bir yanı daha vardı bir grup için . Yeni yıla orada girerlerdi onlar . Biz yeni yılı orada bir aile sıcaklığında karşılardık. Arzu' nun tasarım tadındaki süslemeleri karşılardı herkesi . Sonra yine aynı tatta hazırlanmış , kendi elleriyle yaptığı sürprizli kurabiye ve pastaları olurdu mutlaka . İlk başta göremesek bile , ilerleyen saatlerde görebileceğimize emindik onları . Yemekler hiç umurumuzda değildi zaten , ne yiyeceksek harika şeyler olduğunu biliyorduk ki :) Bir de bol kepçe tabii :) Hindi nefis , iç pilav harika , e daha ne olsun , benim kadar çok yiyenler de mutlu , kocaman tabak dolusu servis , missss gibi ... Küçük çocukları olanlar da rahattı ayrıca, miniklere de üst katta masalar kurulmuş , oyuncakları masalarına serpiştirilmiş olurdu . Hem uykuları gelince uyuyabilecekleri masalsı divanlar olurdu yanıbaşlarında . Anneler rahat etsindi ...
Feridun abimizin klasikleşen Oskar Tombalası hiç atlanmazdı . Sallar durur , çeker durur , gür sesiyle bizim cılız seslerimizi bastırır ve ' Birinci Çinkocu' yu yanına alıverirdi çabucak . Müziğimizi de kendimiz yapardık , halayımızı da ... Tıka basa doldurduğumuz için her yeri , bize oynayacak çok yer de kalmazdı gerçi ama heyhat kimin umurundaydı ki bu . Açmazdık kollarımızı pek sağa sola oynarken ama kalbimizi birbirimize zaten açmıştık , bir aile tadında yakındık hepimiz kendimize ...
O yüzden koyamadık yerine başka bir yeri . Evde gibi geçirilen , girilen bir yılbaşı gecesinin en yakın alternatifi EV dir . Sıcacık bir ev , hep tüten bir ocak , içinde huzur ve gülen yüzler diliyorum herkese ... Mutlu Yıllar ...
22 Aralık 2011 Perşembe
COCA COLA REKLAMINA AĞLANIR MI ?
Ben eskiden sadece Kent Şekerleme Reklamlarında bi tuhaf olurdum . Hani bayramda çocuklarının yolunu gözleyen yaşlı karı koca reklam filmlerinde... Bir de fonda o duygusal müzik . Boğazım düğümlenirdi düğümlenmesine de gözlerim dolmazdı yine de . Etkilenmek diyelim işte . Reklamın amacı budur zaten , etkilemek ve ürüne dikkat çekmek . Başarılıymş demek ki.
Yok, öyle ha deyince ağlayan kadınlardan da değilimdir ben , sulu göz tanımlamasına uymam aslında. Resmi geçit törenlerinde , televizyonda ( özellikle TRT de ) spiker '' Geçiyor Türk Gençliği , ellerinde al bayraklarımızla , başları dik... '' derken teyzem '' Ah yavrularıımmm '' der ağlamaya başlardı da , anlamaz , güler geçer , üstüne üstlük dalga geçerdim hatta . Çocukluk de , gençlik de , duygusuz de işte . İşin yaşla alakası varmış demek ki , şimdi benim de gözlerim doluyor aynı sahnelerde .
Iyi de , Coca Cola reklamı bu ya , coşkuyla çekilmiş , yeni yılda yeni umutlar teması işlenmiş . Gayet de güzel işlenmiş hatta . Bana ne oluyorsa , dersin ki , yeni yıla giriyoruz diye, eski yıla bi bağlılık bi bağlılık , neredeyse '' Bırakma biziii '' diye haykırıcam , hani matah da bir yıl olsa . En azından bana değil , gitsin çabucak nereye canı isterse de , gelsin yenisi , yeni umutlarla , güzelliklerle . Yeni yıl herkese sağlık , mutluluk , ve ne dilerse onu getirsin diliyorum .
Reklam da işte tam bu noktaya dikkat çekiyor ;
O kadar kötü değil her şey , umudunuzu yitirmeyin , daha güzel olacak mesajları var .
'' Çekilen her bir tel örgü karşısında , ' Hoş geldiniz ' diye açılan 849 kapı var ''
'' Bu spor bitti diyen 1 kişiye karşı , futbolun coşkusuna kapılan 10 kişi var ''
''Internette dolaşan komik videoların sayısı , dünyadaki tüm kötü haberlerin 3 katı ... ''
'' Haksız kazanç sağlayan 1 kişiye karşı , tanımadığı birine kan veren 53 kişi var ''
'' Trafikte yalnız geçirilen her dakikanın sonunda , keyifle paylaşılan saatler var . ''
Daha iyi bir dünyaya inanmak için pek çok nedeniniz var diyor kısacası .
YENI YIL , YENI UMUTLAR ...
Hepinize umutlarınızın gerçekleşeceği mutlu bir yıl diliyorum .
Izlemek isteyenlere ...
http://www.youtube.com/watch?v=Ssddph2BShw
Yok, öyle ha deyince ağlayan kadınlardan da değilimdir ben , sulu göz tanımlamasına uymam aslında. Resmi geçit törenlerinde , televizyonda ( özellikle TRT de ) spiker '' Geçiyor Türk Gençliği , ellerinde al bayraklarımızla , başları dik... '' derken teyzem '' Ah yavrularıımmm '' der ağlamaya başlardı da , anlamaz , güler geçer , üstüne üstlük dalga geçerdim hatta . Çocukluk de , gençlik de , duygusuz de işte . İşin yaşla alakası varmış demek ki , şimdi benim de gözlerim doluyor aynı sahnelerde .
Iyi de , Coca Cola reklamı bu ya , coşkuyla çekilmiş , yeni yılda yeni umutlar teması işlenmiş . Gayet de güzel işlenmiş hatta . Bana ne oluyorsa , dersin ki , yeni yıla giriyoruz diye, eski yıla bi bağlılık bi bağlılık , neredeyse '' Bırakma biziii '' diye haykırıcam , hani matah da bir yıl olsa . En azından bana değil , gitsin çabucak nereye canı isterse de , gelsin yenisi , yeni umutlarla , güzelliklerle . Yeni yıl herkese sağlık , mutluluk , ve ne dilerse onu getirsin diliyorum .
Reklam da işte tam bu noktaya dikkat çekiyor ;
O kadar kötü değil her şey , umudunuzu yitirmeyin , daha güzel olacak mesajları var .
'' Çekilen her bir tel örgü karşısında , ' Hoş geldiniz ' diye açılan 849 kapı var ''
'' Bu spor bitti diyen 1 kişiye karşı , futbolun coşkusuna kapılan 10 kişi var ''
''Internette dolaşan komik videoların sayısı , dünyadaki tüm kötü haberlerin 3 katı ... ''
'' Haksız kazanç sağlayan 1 kişiye karşı , tanımadığı birine kan veren 53 kişi var ''
'' Trafikte yalnız geçirilen her dakikanın sonunda , keyifle paylaşılan saatler var . ''
Daha iyi bir dünyaya inanmak için pek çok nedeniniz var diyor kısacası .
YENI YIL , YENI UMUTLAR ...
Hepinize umutlarınızın gerçekleşeceği mutlu bir yıl diliyorum .
Izlemek isteyenlere ...
http://www.youtube.com/watch?v=Ssddph2BShw
24 Kasım 2011 Perşembe
AŞK İLE ÖĞRETENLERE
Yıllar sonra karşılaştığım , fakültede öğrencim olan Meltem aradı sabah... Öğretmenler Günümü kutluyordu cıvıl cıvıl bir arka plan sesleri eşliğinde... Nerede olduğunu sordum hissedip . Okulda , ders arasında olduğunu söyledi. Koşuşan öğrencilerinin sesleri , hayal gücümle de birleşti . Ben de O'nun bu özel gününü kutladım ve düşündüm.
Düşündüm hayatıma imza atmış kişileri... Çok ilginç ki , bazıları öğretmen değildi aklıma hemen geliverenler. Babaannem vardı , anneannem vardı liste başında. Ne çok şey katmışlar hayatıma bilgelikleriyle meğer. Dayım sonra , babavari tatlar aldığım bulduğum kendinde. Allah nur içinde uyutsun . İlkokulumdaki görevli amca geldi gözümün önüne. Zayıf olduğumdan mıdır nedir , bardağıma sütü ( aslında süt tozunu ) biraz torpilli koydugunu hatırladım , sevdigimi hatırladım sonra kendisini. Ve öğretmenimi ... Aslında teyzem olan ama bunu ne sınıfta ne ders arasında hissettirmeyen bana , sadece öğretmen kimliğiyle okula şablonlanmış , ama gerçekten anne kadar anne bana ...
Emin amca geldi resmi geçit düzeninde gözümün önüne sonra. Kitapçı dükkanı vardı ve düzenli olarak öykü , roman ne varsa yeni gelenleri gösterirdi her gittigimde . Okuma alışkanlıgını kazandırmış , beslemiş aslında beni. Bir de her akşam koltuguna sıkıştırdığı Cumhuriyet gazetesini hatırladım , evimizin önünden ağır ağır geçişini... Aynı mahallede otururduk , ailece bir duruş sahibi olduklarından hepsini çok severdim.
Hayatıma , yüreğime imza atmış kişilerdi hepsi. Ahh , bir de Akşit hocam fakültede. Akşit Göktürk hocam. Keşke yaşasaydı dediklerimizden biri . Ve o meşhur ' Ada' kitabı. Fakülteyi kazandığımızda , kendimizi bir şey sandığımız o zamanlarda işte , ilk dersimize girişi ve yaptığı muhteşem konuşması , ayaklarımızın yere basmasını sağlamıştı.
Sonra kendimi düşündüm. Öğrencilerimin beni ne kadar çok sevdiğini... Ben de onları çok seviyorum diye midir bu , sanmam. Seviyordum evet , ama , değer de veriyordum her birine. Minik ders aralarında insan yanlarımızla da birbirimizi görebiliyorduk , sanırım bu daha agır basıyordu sevgilerinde. İlk derslerine girdiğimde şunu yapıyordum hep. Bana, sadece isimlerini ve bu ismi onlara kimin , neden verdiğinin öyküsünü anlatmalarını istiyordum . Ne mi oluyordu ?
Bir hafta sonraki ilk ders hepsine ismiyle seslenebiliyordum . Nasıl unuturdum , şu tatlı kız , ismi Ebru . Annesi daha evlenmeden ' kızım olursa ismini Ebru koyacagım ' diye vermiş ona o adı . Hepsini sevgimle kucaklıyorum , onlar bunu hissetsin istiyorum. Hayatımıza giren , bize bir şeyleri öğreten , aşk ile öğreten , ÖĞRETMEN olan ya da olmayan tüm herkesi sevgimle kucakladığım gibi... Lisedeki tüm öğretmenlerimi de Adnan Tosyalı hocam eşliğinde selamlıyorum ... FulYakasi
Düşündüm hayatıma imza atmış kişileri... Çok ilginç ki , bazıları öğretmen değildi aklıma hemen geliverenler. Babaannem vardı , anneannem vardı liste başında. Ne çok şey katmışlar hayatıma bilgelikleriyle meğer. Dayım sonra , babavari tatlar aldığım bulduğum kendinde. Allah nur içinde uyutsun . İlkokulumdaki görevli amca geldi gözümün önüne. Zayıf olduğumdan mıdır nedir , bardağıma sütü ( aslında süt tozunu ) biraz torpilli koydugunu hatırladım , sevdigimi hatırladım sonra kendisini. Ve öğretmenimi ... Aslında teyzem olan ama bunu ne sınıfta ne ders arasında hissettirmeyen bana , sadece öğretmen kimliğiyle okula şablonlanmış , ama gerçekten anne kadar anne bana ...
Emin amca geldi resmi geçit düzeninde gözümün önüne sonra. Kitapçı dükkanı vardı ve düzenli olarak öykü , roman ne varsa yeni gelenleri gösterirdi her gittigimde . Okuma alışkanlıgını kazandırmış , beslemiş aslında beni. Bir de her akşam koltuguna sıkıştırdığı Cumhuriyet gazetesini hatırladım , evimizin önünden ağır ağır geçişini... Aynı mahallede otururduk , ailece bir duruş sahibi olduklarından hepsini çok severdim.
Hayatıma , yüreğime imza atmış kişilerdi hepsi. Ahh , bir de Akşit hocam fakültede. Akşit Göktürk hocam. Keşke yaşasaydı dediklerimizden biri . Ve o meşhur ' Ada' kitabı. Fakülteyi kazandığımızda , kendimizi bir şey sandığımız o zamanlarda işte , ilk dersimize girişi ve yaptığı muhteşem konuşması , ayaklarımızın yere basmasını sağlamıştı.
Sonra kendimi düşündüm. Öğrencilerimin beni ne kadar çok sevdiğini... Ben de onları çok seviyorum diye midir bu , sanmam. Seviyordum evet , ama , değer de veriyordum her birine. Minik ders aralarında insan yanlarımızla da birbirimizi görebiliyorduk , sanırım bu daha agır basıyordu sevgilerinde. İlk derslerine girdiğimde şunu yapıyordum hep. Bana, sadece isimlerini ve bu ismi onlara kimin , neden verdiğinin öyküsünü anlatmalarını istiyordum . Ne mi oluyordu ?
Bir hafta sonraki ilk ders hepsine ismiyle seslenebiliyordum . Nasıl unuturdum , şu tatlı kız , ismi Ebru . Annesi daha evlenmeden ' kızım olursa ismini Ebru koyacagım ' diye vermiş ona o adı . Hepsini sevgimle kucaklıyorum , onlar bunu hissetsin istiyorum. Hayatımıza giren , bize bir şeyleri öğreten , aşk ile öğreten , ÖĞRETMEN olan ya da olmayan tüm herkesi sevgimle kucakladığım gibi... Lisedeki tüm öğretmenlerimi de Adnan Tosyalı hocam eşliğinde selamlıyorum ... FulYakasi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
