26 Eylül 2011 Pazartesi
20 Eylül 2011 Salı
ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.
Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım.Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.
Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.
Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.
Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...
......
Bazen de bir şiirle anlarız, bazen de hiç anlamayız birbirimizi.Can Yücel ' den bir şiirdi.Bir cesaret gelirse kendi şiirimle karşınıza çıkarım kimbilir...
kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.
Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım.Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.
Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.
Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.
Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.
Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.
Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...
......
Bazen de bir şiirle anlarız, bazen de hiç anlamayız birbirimizi.Can Yücel ' den bir şiirdi.Bir cesaret gelirse kendi şiirimle karşınıza çıkarım kimbilir...
8 Eylül 2011 Perşembe
Sadece Isınma mı ?
Bu yazının Sonbaharın gelişiyle hiç bir alakası yok baştan söyleyeyim.Konu ısınma hiç değil.Belki konu, bazılarınıza yeni moda deyimle ' nostaljik' gelebilir, ya da yeni nesile tuhaf .Konu , aslında soba gibi görünse de , soba hiç değil.Bir yaşam biçimi ....Şekillendiren bizi, ayrıştıran, bazen de birleştiren...
Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir, buzzz gibi salondan odaya girince yüzüne çarpan sıcaklığın tadını...Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir, okul çıkışında evde yanan sobanın üzerinde duran ıhlamur çaydanlığının odaya yayılan miss rayihasının kokusunu.Yeri hep orasıdır zaten o çaydanlıgın.Küçükken ben , ıhlamurun renginin kırmızı olduğunu sanırdım hep.Gülmeyin :)) Çünkü o çaydanlık sürekli orada olduğu için o aslında tazeyken olduğu o sarı rengi koruyamaz, kızarır.Büyüdüğüm zamanlarda içtiğim o sarı ıhlamuru yıllarca begenmeyerek içtim :))) Yine de kırmızı ıhlamurdur favorim benim.
Sobalı evde büyümüşseniz , bu , aynı zamanda , ailenin diğer fertlerinin neşesini , üzüntüsünü , planlarını duyma şansı da verir size...Kendi odanız zaten ya hiç yoktur , ya da, o size sadece ( en azından kışın ) yatak odasıdır.Derslerinizi yine kardeşlerinizle aynı odada yaptığınızdan , üst sınıfta okuyan kardeşlerin ders konuları da öğrenilir, küçük sınıflarda okuyan kardeşinizin konuyu anlayamamasıyla ilgili yardımlaşmayı da ekler size, sizin hayatınıza...Bunlar aslında büyütür sizi...
Sobalı ev, aynı zamanda , yaşınız en az benim kadarsa, radyonun çalındığı oda ve 'ajans' dinlemek demektir.Farkındasınızdır, ülkenizde neler olup bitiyor, ya da oldu-bittiye getiriliyor.Yaşınız daha genç ise, televizyon odası demektir şimdilerde...Yani annenizin dizisi , sizin de diziniz sayılır :)))
Peki ya maşa ??
Maşa, sadece size kızıldığında, ' maşayı görüyor musun maşayı ? ' şeklindeki yalancıktan tehdit unsuru değildir:))) Maşa , bazen kahvaltıda , üzerine sucuk koyup miss gibi ziyafet çekme aracınızdır.Bazen de soba üzerinde kızarmış ekmek yapma...Peki ya küle patates gömme ?Kumpir oldu adı pehh. Peki ya , yemeğin sıcak kalması için sobanın altına sürülmesi ? :))) Gaggenau ,ısı koruyan fırın yapmış heyhat:)) O başkaaa bu başka:)
Hedik nedir bilir sobalı evde büyümüşse çocuk.Hani mısır ( ya da buğday ) soba üzerinde usul usul pişer de kaselere koyulup yenir.
Çok şey anlatılabilir, çok çok fazla örnek verilebilir soba üzerine.Şeklinden tutun da , odun , kömür , gaz sobası oluşu bile, başlı başına konu malzemesi yapılabilir.Gaz sobası, bana, misafir odası çağrışımı yaptı birden mesela.Başka odalarda yanan sobalar , başka bir durumun habercisidir mesela.Sessizce ders çalışacaksanız başka oda, misafir gelecekse başka oda demektir bu mesela.Gibi gibi:)
Banyo sobası bile var düşünün :))) Daha çıkmadan saçlarınızın kuruduğu...
Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir tüm bunları.Ve ne mutlu onlara ki , şimdilerde kendi odalarına , neredeyse bilgisayarları ile hapsolmuş çocuklara göre, aslında onlar, soba ile sadece büyümemiş, bir yuva sıcaklığını, kemiklerinin taa içine kadar çekmiş çocuklardır.Mutlu çocuklardır onlar...Şimdi, bazıları anne, bazıları baba:)))))
FulyaK.
Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir, buzzz gibi salondan odaya girince yüzüne çarpan sıcaklığın tadını...Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir, okul çıkışında evde yanan sobanın üzerinde duran ıhlamur çaydanlığının odaya yayılan miss rayihasının kokusunu.Yeri hep orasıdır zaten o çaydanlıgın.Küçükken ben , ıhlamurun renginin kırmızı olduğunu sanırdım hep.Gülmeyin :)) Çünkü o çaydanlık sürekli orada olduğu için o aslında tazeyken olduğu o sarı rengi koruyamaz, kızarır.Büyüdüğüm zamanlarda içtiğim o sarı ıhlamuru yıllarca begenmeyerek içtim :))) Yine de kırmızı ıhlamurdur favorim benim.
Sobalı evde büyümüşseniz , bu , aynı zamanda , ailenin diğer fertlerinin neşesini , üzüntüsünü , planlarını duyma şansı da verir size...Kendi odanız zaten ya hiç yoktur , ya da, o size sadece ( en azından kışın ) yatak odasıdır.Derslerinizi yine kardeşlerinizle aynı odada yaptığınızdan , üst sınıfta okuyan kardeşlerin ders konuları da öğrenilir, küçük sınıflarda okuyan kardeşinizin konuyu anlayamamasıyla ilgili yardımlaşmayı da ekler size, sizin hayatınıza...Bunlar aslında büyütür sizi...
Sobalı ev, aynı zamanda , yaşınız en az benim kadarsa, radyonun çalındığı oda ve 'ajans' dinlemek demektir.Farkındasınızdır, ülkenizde neler olup bitiyor, ya da oldu-bittiye getiriliyor.Yaşınız daha genç ise, televizyon odası demektir şimdilerde...Yani annenizin dizisi , sizin de diziniz sayılır :)))
Peki ya maşa ??
Maşa, sadece size kızıldığında, ' maşayı görüyor musun maşayı ? ' şeklindeki yalancıktan tehdit unsuru değildir:))) Maşa , bazen kahvaltıda , üzerine sucuk koyup miss gibi ziyafet çekme aracınızdır.Bazen de soba üzerinde kızarmış ekmek yapma...Peki ya küle patates gömme ?Kumpir oldu adı pehh. Peki ya , yemeğin sıcak kalması için sobanın altına sürülmesi ? :))) Gaggenau ,ısı koruyan fırın yapmış heyhat:)) O başkaaa bu başka:)
Hedik nedir bilir sobalı evde büyümüşse çocuk.Hani mısır ( ya da buğday ) soba üzerinde usul usul pişer de kaselere koyulup yenir.
Çok şey anlatılabilir, çok çok fazla örnek verilebilir soba üzerine.Şeklinden tutun da , odun , kömür , gaz sobası oluşu bile, başlı başına konu malzemesi yapılabilir.Gaz sobası, bana, misafir odası çağrışımı yaptı birden mesela.Başka odalarda yanan sobalar , başka bir durumun habercisidir mesela.Sessizce ders çalışacaksanız başka oda, misafir gelecekse başka oda demektir bu mesela.Gibi gibi:)
Banyo sobası bile var düşünün :))) Daha çıkmadan saçlarınızın kuruduğu...
Sadece sobalı evde büyüyen çocuklar bilir tüm bunları.Ve ne mutlu onlara ki , şimdilerde kendi odalarına , neredeyse bilgisayarları ile hapsolmuş çocuklara göre, aslında onlar, soba ile sadece büyümemiş, bir yuva sıcaklığını, kemiklerinin taa içine kadar çekmiş çocuklardır.Mutlu çocuklardır onlar...Şimdi, bazıları anne, bazıları baba:)))))
FulyaK.
5 Eylül 2011 Pazartesi
Bazen Yazmak...
Bazen yazmak rahatlatır insanı, bazen de okumak .Yazdıklarımız bazen kendimizi anlatır , bazen de insanı...İlk yazı kötü bir şey.Okula ilk başlamak gibi hani.Bakarsın ya baska cocuklara , ne yapıyorlar diye.Hani sıkı sıkı tutarlar annelerinin elini.Benimkiler gibi...Ya da yuvadan ilk ayrıldıgında hani.Başka bir şehire ilk gidişindir de, bırakmışlardır bir kız yurduna.İçindeki sevinç yalnızlıkta bogulur bogulur da belli etmezsin.Tuhaf bir duygudur o .Üstüne üstlük, daha evvelki yıllardan arkadaşları olan kızlar ,neşe saçar kavuştukları için. '' Ayy ne çok özlemişim'' ler havada uçusur.Bu daha da artırır senin yalnızlıgını.Daha şimdiden özledin aileni işte, git beee ne okuyacaksın der içindeki şeytan.Uymazsın ona .Aynen öyleyim işte bu ilk blog yazımda...Yazma bee ne işin var diyor yine içimdeki şeyy(taaan).Yazacagım ben, inadına sana .Biriktirdiklerim ne olacak peki ? Hem dememişler mi paylaştıkça çoğalır insan ...Bazen bir şiirle , bazen sıradan bir olayla, bazen hayallerle ...FulYakası
Kaydol:
Yorumlar (Atom)