27 Ekim 2011 Perşembe

BİR MANİNİZ VAR MI ?

 
    Bir maniniz yoksa öğleden sonra annem size gelecek. Gelirken ne bir küçük altın, ne dolar ne Euro ne de para getirecek ama . Sadece kendisi gelecek , kabul eder misiniz? Hani ayda bir gidilen ve ev sahibine para bırakılan o tuhaf günleri sevmiyor benim annem .Ve şikayet ediyor  ‘’ Parası yoksa evine bile kabul etmiyor kadınlar artık, ne oldu bunlara ? ‘’ diyor .Zaten de bir şey yapmıyormuşsunuz o altın günlerinde .Gelmeyenlere kızıyormuşsunuz hatta, altınınız eksik kaldı diye, hele bir de göndermediyse.Öyle mi ? Annem öyle diyor .Apar topar merhabalaşıp zaten, hemen masa başına geçiyormuşsunuz. Numaradan ‘’ Ayy şekerim ne çok şey yapmışsınız, demedik mi üç çeşidi aşmayacağız diye ‘’ söyleniyormuşsunuz, ama hepsini de iştahla yiyormuşsunuz. Ardından  ‘’ bunu nasıl yaptın şekerim, ayh dur dur yazayım aklımda kalmaz ‘’ diyormuşsunuz çoğunuz, annem diyor. Ve ardından paralarınızı ödeyip ( dlim sürçtü , altınlarınızı toplayıp) dağılıyormuşsunuz. Annem diyorJ .Hatta ev sahibesi siz çıkar çıkmaz ‘’ Çok şükür  ‘’ diyormuş, neye bilmem. Annem de bilmiyor.
       Maniniz olmazsa , annemi bu öğleden sonra kabul etseniz, annem beni de getirecek biliyor musunuz? Ben de sizin kızınızla evcilik oynayacağım hatta. Ne güzel olurdu.Annem ve ben sadece sevgimizi getireceğiz size, dertleşirsiniz güzel güzel, yine yemek tarifleri verir alırsınız… Çok kalabalık olmayacağından başınız da ağrımaz biz gidince hem. Hem herkes kendi evinde oturur, komşusuyla dertleşmezse , insanlar ,sorunlarını psikiyatra gider anlatırmış, bir de üstüne üstlük para verilirmiş ,basit ve sıradan sorunlar için bile…Annem diyor.Ne dersiniz ? Bir maniniz var mı ? Hı , var mı ?

21 Ekim 2011 Cuma

Bil de Yapma

      
Bugün , dersimiz İNCİR. İncirden reçel yapacağız, hiç surat asmayın.
Bir kişiye sürekli bir şey yaptırmanın yolu ' Şekerim seninki bi başka güzel oluyor .' demekten geçiyormuş, öğrendim. Her yıl , yaz sonu , ne zaman ki incirler olur, bana, vira incir yolu açılır. Kendime yapıyorum, incir seven akrabalarıma yapıyorum, arkadaşlarım ister diye düşünüp kendimi yedekliyorum derken, bu yıl , kermesimiz var , tatlandırayım dedim. Dedim de incirci bizim evin önüne açıyor tezgahı. Bugün yapmayacağım desem nafile , aşagıya indiğimde ' Abla bugün almıyor musun? ' demiyor mu , Allah Allaaahh diyen savaş tamtamlarım alarma geçiyor.' Dönüşte ... ' diye ilk hamleyi savuşturuyorum , kendimle mucadele ediyorum. dönüşte - tutamıyorum kendimi -  alıyorum. Ben ona amca diyorum, o bana abla diyor, ikimiz de birbirimizden memnunuz yani. Memnunuz diyorum , çünkü incirleri çok güzel.Reçel yapacaksanız incir önemli. Şöyle olmalı, ortadan ikiye ayırdıgınızda içi mor değil , pembe olacak, ki , bal rengi bir reçeliniz olsun. Seçerek alacaksınız her bir inciri sonra...Çatlak patlak olanları almayacaksınız, bir de incirin tepesi açık olmayacak, bu reçelin içinde yüzen çekirdekler demek.  
     Tarifine gelince ;      
Incirlerin tepe noktasına dokunmadan ( açılmasın diye ) yukarıdan aşağıya doğru kazımak suretiyle soyun. Dıştaki renki kısım alınacak yani, soyma şeklinde değil. Ben 2 kilo incire 2 kilodan biraz az şeker kullanıyorum .Geniş, yayvan bir tencereye önce şekeri koyuyorsunuz. Üzerine 2 parmak geçecek şekilde su ekliyorsunuz. Arada karıştırarak kaynatıyorsunuz .Kaynayınca reçele koyacağınız limon tuzunun yarısını ilave ediyorsunuz .Bu bir kilo için dolu bir çay kaşığı mantığı ile yapılıyor reçelde .Şerbet, biraz kıvamlı hale geliyor yarım saat kadar kaynayınca. İşte bu sırada , kabuklarını kazıdıgınız incirleri nazikçe sudan geçirip , içine atıyorsunuz. Önce harlı ateşte daha sonra yavaş ateşte yaklaşıp yarım saat kaynatıyorsunuz. Kalan limon tuzunu ( diğer yarısını ) ekliyorsunuz ve 10 dakika kadar daha kaynatıp ocaktan alıyorsunuz Bu reçeliniz hazır demek değildir. Arada sallayarak ( köpüğünün ve kaymaklanmasının engellenmesi açısından bu ) soğutuyorsunuz. Soğurken , incir suyunu bırakır. Bu inciri tanımanızın da bir yoludur. Sulanmışsa ve bu sizin reçel kıvamınız değilse ( ki değildir) bir kez daha kaynatacaksınız. Yine arada sallayarak ve çıkmışsa eğer, çekirdekleri kevgirle alarak tekrar soğutuyorsunuz .İncir reçeli , 2 gün o tencerede kalmak zorundadır çünkü bazı incir suyunu tekrar bırakabilir. Son bir kontrolde , gerekirse bir beş ( on) dakika daha kaynatabilirsiniz. Sonuç mükemmel olacaktır, hiç korkmayın.
       Ben bu tarifi , isteyenlere , bilin de yapmayın diye yazıyorum. Ahh annem ahh , bil de yapma kızım , bil de yapma diyerek , her şeyi bilmek gerek dedin ama , baaak bilmekle kalınmıyor işte, yapıyorsun bas bayağı. Hani bilecek, ama yapmayacaktık , hani :))

14 Ekim 2011 Cuma

Başa TIP Yaz !

  Ben , benden öncekileri bilmem , kendi aslımı , neslimi bilirim. Olay şudur;
Liseyi bitiren bir çok öğrenci , üniversite sınavına girer.Benim neslimde de hazırlanarak giren öğrenciler olmuştur gerçi ama bu Türkiye genelinde o dönemler o kadar da yaygın değildi.Üniversiyete öğrenci hazırlamak , henüz, deyim yerindeyse '' sektör'' olmamıştı o yıllar.Sanıyorum sadece Ankara , Istanbul ve Izmir' de isim yapmış dersaneler vardı, o kadar. Peki ya Anadolu ? Anadolu işte , analar teşvik ediyordu sadece.'' Oku çocugum, oku , ne varsa okumakta var'' diyerek , okumanın , meslek sahibi olmanın önemini kendince vurguluyordu yavrusuna.Okuduk çoğumuz...Hızlandırılmış kurslar vardı hatta. Nesil, o yıllar test teknigine dayanmayan bir eğitimden geçtiği için, hızlandırılmış sistem biraz da o teknikle destek oluyordu öğrenciye.Yine de bir şanstı bu tabii. Test kitapları vardı ,bu olanaktan yararlanamayanlar için de.Yani , nesil daha uyanmamıştı, çoktan seçmeye.Zaten çok seçenek de verilmezdi ya bize, neyse, bu da başka bir blog konusu olsun.Konuyu bilmiyorsan mesele budur;
Soru- .......................................?
a) Ne bileyim ben ya hangisi dogru...
b)Bu da soru mu ?
c)Bu konu bize hiç öğretilmedi, ben de öğretilmeyen hiç bir konuda fikir yürütemem, sapsalımdır.
d)Neyse ne ya, amann.
e)Bilmiyorsan boş bırak demişler , nokta.
  Şimdi öğrenciler, önce sınava giriyor, aldıkları puan ellerine geçiyor , aldıkları puana göre de bir sıralama yapıyorlar.Yani şöyle bir durum söz konusu...
'' Senden kaç metre kumaş çıkar, önce bi onu görelim.De , ona göre karar verelim '' senden ne olur? 'Benden bişey olmaz , ben seneye tekrar denerim bu işi' de diyebiliyorlar yani.İyi bir şey bu.Biz, daha etimiz ne butumuz ne bilmeden, hatta bilgilerimizi sınamadan , etekçıkmayacakkuşamlatakımelbiseisterizbellimiolurbelkidetıpolur mantığıyla, başa TIP yazdık.Yazdık evet, bizim nesil başa tıp yazdık.Daha iyi koşullarda lise eğitimi almış olanlarımızı kabul etti tıp.
  Peki ya diğerleri?
-Tıp :)) ( sus anlamda tıp bu )
    Akıllı, gelecek vaat eden her çocuk zaten Fen bölümü okudugundan, başa Tıp yazar, ardına Hukuk ekler, hatta bazıları da ben gibi, az buçuk dil heveslisiyse Filolojiyi de ardına eklerdi.Puanlarına göre de liste yapılacagından, bazen o fakülte üste yazılır, mesela Kayseri Gevher Nesibe güme gidebilirdi, ama olsundu :) 
   Diyeceğim şu ki, kayıp neslin kaybolmamış çocuklarıyız biz.Hepimiz evet, hepimiz.Okuyamamış çok parlaklarımız da var, şarkıyla şiirle yanıp tutuşan, ama cerrah olanlarımız da ...''Başka şehirde napar benim güzel kızım'' diyerek, kazandığı bölüme yollanmamışlarımız bile eklenebilir.Yine de bir şeyleri başarmış bir nesildir bu ama, öyle ya da böyle ...Yeni nesile bakıyorum da , tamam abartı olacak, kabul ediyorum ama , çoğu şöyle davranıyor seçenekler karşısında;
Soru-...............................................?
a) Bu da ne be ! ?
b) İhtilal mı o ne demek ! ?
c) Bilemijeemm
d) Yaneee ...
e) Ayneaan  :P
      Hepsi değil tabii...Hepimiz de değildik zaten.Başa dönersek eğer durum tek kelimeyle bizim nesilde şöyle idi ;
                                    SEN YİNE DE BAŞA TIP YAZ ÇOCUĞUM :)

6 Ekim 2011 Perşembe

ROBE DE CHAMBRE

     Ben o neslin sonuna yetistim.Hani evlenirken kız tarafının damat adayına Ropdöşambr aldıgı neslin...O alışveriş hala yapılıyor mu bilmiyorum ama, bildiğim şu. Kullanılmayacagı bilinse de Robdöşambr alınıyordu...Yalan yapıldak söylense de.E zor söylenmesi tabii , bi kere kelime senin degil.Almışsın elin adamının kelimesini doğru söylenmesi de zor mübareğin, örneklemicem bile:) Dersin ki adam evlenince Murat Soydan misali pencere kenarında puro içecek, fabrikasını evden yönetecek. Nanaaay yani :) Ha bu arada , bu nesil aynı zamanda yazlık sinemaların da çok revaçta olduğu döneme denk gelir.Ben yine bunun sonuna yetiştim ama olsun ucundan yakalamışım ya dügünümde niye bilmem kamera eve çağırılmış , ondan mıdır nedir , kendimi Hulya Koçyigitvari haller yapmaya ayarlamışım gibi:) Çocuklar izlerken yerlere yatınca anladım ben de bunu zaten '' Anne bu neeee, bu ne haller hareketler '' diyorlar , bakıyorum cidden öyle:) Sanki lüle lüle saçlarım varmış gibi , önüme geliyorlarmış da ben parmaklarımla itiyorum peeh.
    Neyse konum bu degil aslında.Konu Türkçeye yabancı dillerden geçmiş kelimelerle hasbehal oluşumuz.Fransızca bunların başında geliyordu eskiden , şimdilerde yerini Ingilizceye bıraktı.Ben kaldıgım yerden Robe de chambre den başlayayım yine de.Rob , elbise anlamına gelir , chambre de oda demek , al sana ev kıyafeti işte.E tamam da , adam bunu evde giyecek mi , mesele bu.Şeyy, söylemesi ayıp ama babaların çizgili pijama giydigi dönemler, hatırlatırım, eşofman ( heh bu da bizim degil ) daha icat edilmemiş.Olsun, hastayken , evdeyken filan denir alınırdı, e giyilmiyor ama , dolabın dip köşesinde asılı , var ya , ona bak:)
     O nesil kızların çeyizinde mutlaka şömentabla denen , kah masa üstüne kah büyük sehpaya örtülen ve genellikle de dantel olan bir örtü vardı.Benim de var , kendimden biliyorum.Ben söyleyebiliyorum da , örenler bi eski nesil oldugundan , ' Ne örüyorsun Ayşe teyzecigim?' e verilen cevap şapturu şupturu bişeydi:))) E zor söylemesi napsındı? Ya ' port' la başlayan kelimelere ne demeli? Port , tasımak anlamına gelen bir kelimedir ve Portmanto ile girer bizim dile...Başkaları gelir ardından ...Portbebe denen , o dünyanın en kötü bebek tasıma şeyi:)) Şeyi diyorum ama gerçekten şeyi, pakedi desen olmaz , çantası desen ıhh, şeyi işte.E bunlar bizim dile girince şunlar duyulur oldu;
-Kızım şunları FFortmantoya as
-Yeni bi FFortmanto aldık
-Fortbebeye koy çocugu:)
 Kısacası fortlaştı hepsi.
      Şimdilerde de Ingilizce aynı şekilde Türkçe ile harman dalı oynuyor.Ne kadar çok Ingilizce kelime, o kadar çok afi gibi . Ajda bile terk etti bunu, ama çoğu bunu havalı ya da en azından eğitimli olma edalarıyla yapıyor.Yapıyor da yalan yanlış:)))
Şunu bile duydum , gülün gülün siz ;
'Oooo siz bu işin compensanı olmuşsunuz, bravo vallahi' (mide hastası belli , asabi)
Ne olmuş ne:) competanı ya ne olacak.Ne var, dili sürçmüş işte, e dil senin degil ,sürçmemesi elde değil :)Ingilizce konuşsa var ya, aklına gelir de hani dilinin ucuna hatta, bulamazsın o kelimeyi ''competent'' işte o.
   Aslında sözcük dağarcığımız o kadar geniş ki Ingilizce kelime bakımından, bakmayın '' Ben konuşucam ama kelime haznem az '' diyenlere.Anadilimizde yarısı zaten , e diger yarısı da ortaokulda bizi Ingilizceden sogutan öğretmenden kalma.Ne kaldı geriye , harman :) Nerede harmanlanacak bu? Köşeden bir Ingiliz karşımıza çıksa da '' Where is the Post Office ? '' dese napıcazz durumumuz da yok.''The Post Office isssss in front of the Hospital'' ezberimizde aslında da pis Ingiliz gelip de sormuyor ki bunu :)) Hem zaten hatırlamıyorsak bile bunun bi damlacık önemi yok, biz naparız, düş önüme hareketi yapıp arkadaşı Postaneye götürürüz:)) Türk'üz, doğruyuz, çalışkanız dimi ama ...